Yeniden Nasıl Başlayacağız

Deprem hepimizi salladı. Bu sallantıda kimimiz canını kimimiz canının canını/canlarını kimimiz evini/işini ya da umutlarını kaybetti. Ya da daha uzakta olup bunların hiçbirini kaybetmemesine rağmen kendisi kaybetmiş gibi bu kayıp duygusunu yaşadı. Bir anda içinde bitmeyen bir acı ile tam olarak ne yapacağını netleştiremeyen, bir şeyler yapmaya çalışırken yaptığından emin olamayan ya da günlük yaptığı yemek yemek, uyumak gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken pişmanlık duyan kişiler haline geldik. Sanki zaman durdu. Adeta sahnelerin ruhumuzu yormasından dolayı bir an önce bitmesini istediğimiz bir korku filminin içinde bulduk kendimizi.  Her yerde acı ve hüzün vardı. Korku, üzüntü, acı, şaşkınlık, öfke ve adını koyamadığımız bir sürü karmakarışık duyguyla…

Oysaki sabaha bambaşka planlarla yatmıştık, güne ya da geceye aklımıza bile gelmeyecek bir sahnenin içinde bularak uyandık. Sanki her şeyin bittiği an o andı. Tüm planlar askıda kaldı. Korku, şaşkınlık, acı içinde ne düşüneceğimizi ne hissedeceğimizi ne yapacağımızı nasıl yaşayacağımızı anlamlandıramadan…

Böyle bir durumda insan,

Kaybettiklerine mi üzülür kaybetmediklerine mi şükreder? Kime nasıl yardım eder, nasıl davranmak iyi hissettirir kişiye kendini? Susma, durma, olanı anlamlandırmak için izleme zamanı mıdır şimdi yoksa koşma, çırpınma daha fazla hareket etme zamanı mı? Hangisi daha zordur enkazın altında olmak mı enkazın başında çaresizce bekleyen olmak mı?

Bu acı ile nasıl yaşanır? Nasıl iyileşilir? Yaslar nasıl tutulur?

Her kayıp bizden bir şeyler götürür. Sevdiklerimizle yaşadığımız sevinçli- hüzünlü anılarımızdan ya da yaşamak isteyip de henüz yaşayamadığımız planlardan… Her şekilde dalıp gittiğimiz uzaklar canımızı acıtır. Kolu kanadı kırık bir kuş misali sessizleşir insan. Kendini yapayalnız hisseder ve kimi zaman içine kapanır kimi zaman öfkelenir. Duyguları düşünceleri karmakarışık bir hale gelir.

Bu karmaşanın içinde…

İyileşmek, toparlanmak, eski düzenine geçmek için insan en çok yasını yaşamaya ihtiyaç duyar. Şaşkınlığını, üzüntüsünü, acısını, hüznünü, kızgınlığını, öfkesini kendine iyi gelecek kadar zamanda ve yine kendisine iyi gelecek şekilde yasını yaşamaya ihtiyaç duyar. Sessizce ve çoğunlukla yalnız… Ancak böyle iyileşir insan. Kendini güvende hissettiği rutinine, eski yerleşik düzenine böyle döner. Tabi küçük bir farkla: içinde bir yerlerde her zaman onunla yaşayacağı acısıyla…

Başlangıçta ve çoğunlukla tepki vermeden hissizlik yaşar, boş boş sadece bakar. Sonra kaybının gerçek olmadığını aslında bir kaybının olmadığını kendi duyuncaya kadar yüksek sesle inkâr eder. Öfkesi her geçen an artar. ‘Neden?’li sorular zihninde arka arkasına gelir. Ve yavaşça inkarının öfkesinin bir karşılığı olmadığını, bunların sevdiğini geri getiremeyeceğini ve aslında ne kadar çaresiz olduğunu içinde sessizce hisseder. Nihayetinde acısına kalbinde bir yer açarak kabullenir. 

Sessizce ve uzun süren bu dönem boyunca iyileştiğini, yaralarının kabuk bağladığını ve bir süre sonra içinde bir yerlerde bu acılarla birlikte gündelik hayatına döndüğünü fark eder.

Son söz küçük bir hatırlatma ile olsun: Her zorlayıcı koşuldan yalnız başınıza çıkamayabilirsiniz Yaklaşık 6 ay geçtiğinde hala rutininize dönmekte zorlanıyorsanız profesyonel destek almaktan çekinmeyin. Kendinizi yanında güvende hissettiğiniz bir uzman acılarınızın hafiflemesinde, yaralarınızın kabuk bağlamasında size yardımcı olacaktır.

Bu Yazıyı Paylaşın:
Nasıl Yardımcı Olabilirim?