Öz eleştiri, kişinin düşünce, duygu, tutum ve davranışlarını açıklıkla değerlendirdiği, eksiklerini, yanlışlarını ve gelişim alanlarını fark ederek kendini anlamaya ve dönüştürmeye yönelik içsel bir farkındalık ve değişim sürecidir. Bu süreç kişinin kendisiyle ilişkisini geliştirdiği gibi diğerleriyle de ilişkilerini geliştirir ve derinleştirir. Bazen psikolojik içgörü bazen ahlaki muhasebe bazen de ruhsal bir arınma niyeti bu sürece eşlik eder.

Kimi zaman kendimizle şöyle konuştuğumuz olur: ‘neden sürekli aynı hatayı yapıyorum? Karar verirken hep başkalarını önceliyorum, iyi de ben ne istiyorum?’, ‘Nasıl sınır çizeceğimi hala bilmiyorum, kırılıyorum ve en sonunda patlıyorum. Neden yapamıyorum?’. ‘Çok hızlı tetiklenip tepkisel davranıyorum, sanırım önce düşünmeyi sonra konuşmayı öğrenmeliyim.’

Çoğunlukla farkında olmadan kendi kendimize yükleniriz ve sonra kendi incinmişliğimizi de fark etmeyiz. Keyfimiz kaçar, elimiz işe gitmez, sessizce bir köşede oturur ya da suçlu ararız.

Farkında Olmadığımız Yıkıcı Öz Eleştiri Nasıl Gelişir?

Çocukluk Deneyimleri: Çocukluğumuzda bizden beklentileri yüksek, eleştirel ve duygularımıza önem vermeyen ebeveynlerle büyümüşsek, bu negatif içsel öz eleştirmenlerimizi besleyebilir.

Mükemmeliyetçiler: Her şeyin en iyisini talep eden mükemmeliyetçiler ile yaşamış ya da yaptığımız birçok şeyde dışarıdan onay alma ihtiyacı ile büyümüş isek, yetişkinlikte yine negatif bir öz eleştiri sahibi olabiliriz.  

Bağlanma Şekli: Çocuklukta ve ergenlikte ebeveynlerimiz tarafından güvensiz bir ilişkiye maruz kalmışsak, yetişkin hayatımızda kendimizi sürekli yargılayıcı ve küçümseyici bir iç konuşma geliştirebiliriz. Bir hata fark ettiğimizde hemen müdahale eden bu iç ses kimi zaman benliğimizi korumaya çalışsa da çoğunlukla bize zarar verir.    

Gelişimin Anahtarı Yapıcı Öz Eleştiri

İlk bakışta negatif bir algıya sahip olan öz eleştiri, öz şefkatle harmanlandığında iç sesimizin anlattıklarını duyabileceğimiz ve ilişkilerimizi derinleştirebileceğimiz bir süreci aktive eder. Çünkü yapıcı öz eleştiri, kişinin öz benliğini yargılamadan, küçük düşürmeden ama aynı zamanda sorumluluk almasını sağlayarak eksiklerini görmesine ve gelişmesine katkı sağlar. Örneğin şöyle bir dönüşümü başlatabiliriz: ‘Dün çok sinirlendim ve ağır konuştum. Çok hızlı tetiklendiğim için kendimi kontrol edemedim. Ama şimdi bakıyorum da hem üzdüm hem de üzüldüm ve ilişkimize de zarar verdim. Daha dikkatli olmalıyım.’ Diyerek hem kendi duygu, düşünce ve davranışlarımızı fark edebilir hem de sevdiklerimizle ilişkimizde fayda sağlamayan eski alışkanlıklarımızı terk ederek yeni bir döngüyü başlatabiliriz.

Ya da belki kendimizle ilişkimizde; ‘Bir şeyleri başaramadığımda, doğru dürüst yapamadığımda kendimi yetersiz hissediyorum. Oysaki bu bir süreç, yolculuk devam ediyor ve ben de yavaş da olsa öğreniyorum.’ Diyebilmek de kendimize daha öz şefkatle yaklaşmamıza ve içsel motivasyonumuzu güçlendirmemize yardım eder. Aynı zamanda duygusal esnekliğimizi geliştirir, yıkılmak yerine içimizden gelen güçle bizi hayatta dimdik tutar. Esnek ama sağlam…

Öz Eleştirinin Yapıcı Mı Yıkıcı Mı Olduğunu Nasıl Anlarız?

İçimizden gelen eleştirici ses daha çok yıkıcı ise kendimizi daha çok yetersiz hissederiz, öz güven ve motivasyon kaybı yaşarız, kaygı bozuklukları ve depresyon sorunları ile uğraşabiliriz, ilişkilerimizde kendimiz gibi olamaz, mesafeli dururuz. Suçluluk duygumuz baskındır, sıklıkla kendimizi cezalandırırız. Yıkıcı öz eleştiri çoğunlukla dışsal baskı, korku ve utanç temellidir.

Oysaki yapıcı öz eleştiri kendimizi suçlu hissettirmez, hataları öğrenme fırsatı olarak görmemize yardım eder, olaydaki hatalı kısmı anlamamıza ve bizi sorumluluk almaya teşvik eder, gelişime yönlendirir, benliğimizi suçlamaz davranışımızdaki yanlışı gösterir. ‘Ben hep böyleyim’ gibi genelleme ve yıkıcı yaklaşımlardan uzaklaştırıp daha somut, gerçekçi ve spesifik olaylara odaklanabilmemizi sağlar. Çözüm odaklıdır, kendimizi anlamamıza, içsel sorumluluğumuzu geliştirmemize yardım eder. Motivasyon kaynağımızdır.

Sessizce kendimizle yaptığımız konuşmalarda, iç sesimizin bize fısıldadığı cümlelerin bizi geliştiren mi umutsuzluğa sevk eden eleştiriler mi olduğunu ayırt etmek için şu birkaç soruyu kullanabiliriz.

  • Bu düşünce beni geliştiriyor mu yoksa aşağı mı çekiyor? ‘Ben beceriksizim’ diye mi düşünüyorum ‘Eksiklerim var ve öğrenebilirim’ diye mi düşünüyorum.
  • Bu cümleyi dostuma söyler miyim? ‘Bu kadar da yapılmaz ki’ mi diyorum yoksa ‘Hatalar insanîdir’ mi diyorum.
  • Bu öz eleştiri sadece yargılıyor mu yoksa çözüm mü üretiyor? ‘Kendimden nefret ediyorum’ mu diyorum, ‘Nasıl böyle davrandım anlamadım, evet çok kızgınım ama neden?’ mi diyorum.
  • Bu öz eleştiri beni harekete geçiriyor mu yoksa aynı kısır döngülerin içinde mi tutuyor? ‘Ben böyleyim, yapacak bir şey yok, zamanımı yönetemiyorum.’ mu diyorum, ‘Galiba zaman yönetimi konusunda desteğe ihtiyacım var, her yere geç kalıyorum. Küçük bir planlama ile başlayabilirim.’ mi diyorum.
  • Eleştiriden sonra ne hissediyorum? Çoğunlukla eleştiriden sonra kendimizi değersiz, yargılanmış, suçlu hissediyorsak muhtemelen yıkıcı bir öz eleştiri, kendimizi daha dengeli, sorumlu, meraklı, eyleme geçmeye hazır ve çözüme yakın hissediyorsak kendimize yapıcı bir öz eleştiri yapıyor olabiliriz.   

Carl Rogers ‘Yapıcı öz eleştiri, bireyin psikolojik savunmalarını aşarak gerçek bir içgörü kazanmasını sağlar. Bu içgörü, davranış değişiminin en güçlü öncüsüdür.’ Der. Eleştirel iç sesimizle ne yapmak istediğimize karar vermeliyiz. Başımızı şişirmesine izin mi vereceğiz potansiyelimizi ortaya çıkarmak için mi kullanacağız?

Bu Yazıyı Paylaşın:
Nasıl Yardımcı Olabilirim?