Eğitim Bireyle Başlar Var Mısın

Merhum Sevgili Doğan Cüceloğlu, Deniz Bayramoğlu ile yaptığı sohbetlerinden derlenen son kitabı ‘Var Mısın? (Kronik, 2022)’ da ‘Yaşamın temel birimi bireydir. Bir toplumun uygarlık seviyesini anlamak için bakacağın yer vatandaşının duygu, düşünce ve davranışıdır.’ Der ve ‘Yaşam doğası gereği bir ekip işidir. Ailede, işte, toplumda birey hep bir ekibin içinde. Yaşam ekip içinde yaşanır.’ Diyerek devam eder.

Gündelik hayatta bu bilgi ne anlama gelir? Daha doğrusu ne işimize yarar?

‘Hayatın doğasını kavramamızı sağlar. Kişi ne zaman hangi ekibin üyesi olduğunu bilirse, ekibin kendisine yüklediği sorumlulukların da bilincinde olur. Sorumluluk bilinci, ‘biz’ anlayışının temelidir ve kendini ‘biz’ in bir üyesi olarak gören kişi ne yapması gerektiğini bilir… Kişi ekibin sorumlu bir üyesi olduğunu anladığı zaman hayatta artık sorunlar yerine çözümler üretmeye başlar. Ekibini yani ‘biz’ ini keşfedememiş insan sorunun bir parçası olarak yaşamaya devam eder. Demek ki önce bir birey olduğunun bilincine varacaksın, sonra ekibin üyesi olduğunu görüp sorumluluk alacaksın ve kendin de dahil herkesin hayrına sorun çözmek için kolları sıvayacaksın. Bu adımlardan geçemiyorsan çözüm değil sorun kaynağı olursun.’ Diyerek kıymetli Doğan Hocam devam eder.

Bu satırları okurken şikâyet ettiğimiz ya da eleştirdiğimiz problemlere yaklaşım tarzımız gözümün önümden geçti. Ben dahil hepimiz doğruluğuna inandığımız bir şeyler yapıyoruz. Bir yandan da diğerlerinin yaptıklarını izliyor takip ediyoruz. Hoşumuza gidenleri yüksek sesle takdir etmekte zorlansak da gitmeyenleri ortamımızın el verdiği nispette eleştiriyor, şikâyet ediyoruz.

Doğan Hocam beş adımlık çözüm odaklı çok hoş bir yaklaşım sergiliyor bence. Öncelikle kendinin farkında olan kişi, kendinin içinde olduğu ekiplerin de farkında olarak sorumluluk alır ve çözüm için kolları sıvar. Böylece sorunun değil çözümün bir parçası olur. Bunu yaparken geçmişte ve gelecekte yaşayarak yapmaz, ‘şimdi ve burada’ nın farkında olarak, kendi değerleriyle uyumlu bir eylem planı geliştirir. İlgi ve etki alanlarının farkındalığıyla yol alır.   

Bu adımları biraz açalım isterseniz:

Kendinin farkında olmak, üzerine çok konuşulabilecek geniş bir kavram olmakla beraber en basit haliyle kişinin kendi özünün, kaynaklarının, öz değerlerinin bilincinde olmasını anlıyorum ben. Dolayısıyla kendinin farkında olan kişi tüm yaşanmışlıklarıyla tam ve bütündür, güçlü ve zayıf yanlarıyla bütünleşerek kendisi ve ekibi için değer yaratacak işler yapma potansiyeline sahiptir. Kendisiyle bütünleşmiş, yine Doğan Hoca’mın tabiriyle ‘kendisine öksüz kalmadan’ çözümün bir parçası olabilir.

Biz bilinci ile sorumluluk almak, kişinin ailesi, iş ortamı ve toplumun içinde sadece bir birey olarak değil, ekibin bir parçası olarak da yer aldığının farkında olmasıdır. Sadece kendisi için değil, beraber olduğu diğer kişiler için de faydalı olmaya çalışmak kişisel sorumluluğun doğal bir uzantısıdır. Çünkü bizler sosyal varlıklar olarak topluluk içinde yaşadığımızı hissederiz. Diğerleri için fayda yarattığımızda içsel bir tatmin yaşar, kendimizi huzurlu hisseder ve o gece başımızı yastığa daha rahat koyarız.

‘Şimdi ve burada’ nın farkında olmak, geçmiş pişmanlıklar ve gelecek ütopik fikir tartışmalarının içinde vakit öldürmeden, içinde bulunduğumuz anın farkında olarak ve şu anda yapılan işin en anlamlı ve önemli olduğunun bilinciyle vakti kullanmak demektir. Gelecekle ilgili bir şey(ler)i değiştirmek istiyorsak atılacak adımın başlangıcı kesinlikle ‘şimdi’ dir. İngilizcesi mindfulness, Doğan Hoca’mın ifadesiyle ‘gözlemleyen bilinç’ kişiyi ‘şimdi ve burada’ ya getirmek için oldukça faydalı bir metottur.

‘Şimdi ve burada kendim miyim?’ sorusu dördüncü adımı oluşturur. Atmayı planladığım adım kendi değerlerimle uyumlu mu? Çevremde beni kontrol eden, takip eden, izleyen kimse yokken de aynı şekilde davranır mıyım? Kendimi sorumlu hissettiğim merci neresi? Adalet neyi gerektirir? Gibi sorular kendi içsel değerlerimizle ne kadar uyumlu davrandığımızın cevabını bulmamız konusunda bize yardımcı olacaktır. Doğan Hoca’mın ‘Denetim odaklı korku kültürü’ olarak tanımladığı kavram ‘dış odaklı bir ahlak anlayışını’ doğurur. Unutmayın kendi değerleriyle uyumlu bir yaşam süren kişiler potansiyellerini gerçekleştirmeye ve huzurlu olmaya daha yakındır.

İlgi ve etki alanlarının farkında olmak, merakımızı cezbeden her şey ilgi alanımıza girebilir. Daha derinlikli bilgiye sahip olmak için biraz daha ilgi alanımızı genişletebiliriz. Spor, sanat, sağlık, siyaset, dünya, çevre, eğitim gibi konu başlıklarıyla çeşitlendirebiliriz. Merak duyduğumuz alanlarda zaman zaman hoşumuza gitmeyen, problem olarak gördüğümüz yaklaşımlarla da karşılaşabiliriz. İşte burada etki alanımız devreye girer. İlgi alanımız çok geniş olabilir ancak etki alanımız kendimiz, ailemiz, iş ortamımız gibi daha kısıtlı alanlarda olacaktır. Yine bu alanlarda da sahip olacağımız etki alanları sınırlıdır. Bu gerçeğin farkında olarak yani ‘hangi problemin çözümünde kişisel sorumluluk alarak ne ölçüde fayda sağlayabilirim?’ sorusunu kendimize samimice sorarak hareket etmek maksimum faydayı getirecektir.

Sorunun değil çözümün bir parçası olmak, şikâyet değil değer yaratan bir kültürün parçası olmak için kendimizin farkında olarak cesaretle ve ısrarla kendimizi geliştirmeli, etki yaratacağımız alanın sorumluluğunu alarak hareket etmeliyiz. Değişimin başlatıcısı olmak için önce kendimize dönmeliyiz.

Doğan Hoca’mla noktalayalım: ‘Yaşama katkıda bulunma fırsatı her yerde ve her zaman var. Kendi özüyle sağlıklı ilişki kurabilen herkes bu katkıyı sunar.’

Bu Yazıyı Paylaşın:
Nasıl Yardımcı Olabilirim?