Sabah alarmını bir kere daha ertelerken üzerinden atamadığı yorgunluğun fiziksel olmadığını biliyordu. Hala yataktayken zihninden şu cümle yine geçti ‘bugün de birilerine iyi davranmak zorundayım. Tüm gün koşturmalıyım, görmeseler de…’ Oysa içten içe kırılmış, yıpranmış ve tükenmiş hissediyordu. Kahvaltı sırasında çocuklar yine tartışıyor, eşi cep telefonuna gömülmüş hiç sesi çıkmıyordu. Etrafına baktı her şey düzenli ve yolunda gözüküyordu ama tek başına çabalamaktan ve rol yapmaktan çok yorulmuştu.

Duygusal Dayanıklılık Nedir?

Duygusal dayanıklılığı yüksek kişiler…

Duygusal dayanıklılık, zorlayıcı hayat koşullarında duygusal olarak ayakta kalma becerisi olarak tanımlanabilir. Duygusal dayanıklılığı yüksek kişiler hayata daha pozitif bakabilirler. Zorlayıcı koşullarla karşılaştıklarında kendilerini daha iyi fark eder, duygularını yönetme konusunda daha başarılıdırlar. Duygularını, hissettiklerini deneyimlemekten korkmazlar. Karşılaştıkları problemlere ‘Ben buradan ne öğrendim?’ ya da ‘Neyi farklı yapabilirim?’ diye yaklaşırlar. Böylece çözüm odaklı bireyler olmaya daha da yaklaşırlar.

Duygusal Dayanıklılığımızı Nerelerde Kaybediyoruz?

Duygusal olarak zorlandığımız pek çok yerde duygusal dayanıklılığımızın düşebilir. Bunlardan bazıları şunlardır:

Aşırı stres: Hem iş hem de aile ortamından kaynaklı

Kayıplar: Çok sevdiğimiz birinin vefatı, boşanma, şehir ya da iş değişikliği gibi hayatın doğal akışında karşılaştığımız olaylar

Ekonomik zorluklar: Kişisel, ailesel ya da küresel olarak karşı karşıya kaldığımız ekonomik zorluklar

Gerçekçi olmayan beklentiler: Kendimizle ya da iletişim halinde olduğumuz kişilerle ilgili gerçekçi olmayan beklentiler

Sosyal Destek Eksikliği: Dostumuz diyebileceğimiz insanların eksikliği ya da uzaklığı

Fiziksel Yorgunluk ve Uyku Problemleri: Fiziksel yorgunluk çok uzun süre devam ettiğinde bir süre sonra ruhsal ve duygusal yorgunluğuna neden olabilir

Anlaşılmama Hissi: Sürekli eleştirilmek, yargılanmak ya da manipülasyona maruz kalmak

Toplumsal Rollerin Baskısı ve Rol Karmaşası: Farklı rollerin koşuşturması içinde kaybolmak

Kendini İhmal Etmek: Daha çok diğerlerini önemserken kendi ihtiyaç, istek ve önceliklerini ikinci plana atmak

Çocuklarımızla İlişkilerimizde Zorlayıcı Durumlar ve Duygusal Esneklik

Zorlayıcı durumlar çok çeşitli olabilir. Nedenler farklı da olsa verdiğimiz tepkiler genellikle çok benzerdir. En sert tepkileri de çoğunlukla en yakınlarımıza veririz. Hatta bardağı taşıran son damlanın dozu hak etmediği kadar yoğun olur. Örneğin çocuklarımız hayır diyeceğimiz taleplerde bulunarak bizi zorlayabilir. Özellikle sağlıklı sınırlar çizmeye çalışırken sınırları esnetmek için sabrımız tüketirler. İstemeden sert tepkiler verdiğimiz olur. Kendi halimize kaldığımızda ‘duygusal olarak çok dayanıksızım’ diye düşünebiliriz. Oysaki tam olarak kendimizi kaybettiğimiz yerdeki o tepki ne çocuklarımızı sınırları zorlamasıyla ne de bizim duygusal dayanıklılığımızın çok düşük olmasıyla ilgilidir. Asıl neden bardağı taşıran son damla değil bardağı dolduran nedenleri gözden kaçırmamızdır. Yani birikmiş problemlerin yarattığı kaos… Tam olarak bu noktada çözüm biraz esneyebilme kabiliyeti ve problemleri biriktirmeden çözerek ilerlemekten geçiyor.

Peki ya Eşimizle;

Eşler arasında duygusal dayanıklılığı besleyen en önemli şeylerden biri de birbirinden haberdar olmaktır. Gerçekçi beklentileri sahip olmak, yalnızca talep eden değil verici de olmak, görev paylaşımı, sorumluluklara ortak olmak, bir çiftin diğerinin zorlandığı yeri fark etmesi ve destek sunması, birbirlerinin hayat akışlarında sorumluluklarını yerine getirirken verdikleri emekleri fark etmeleri ve takdir etmeleri birbirlerini duygusal olarak destekler. Ancak bir çiftin diğerine ‘sen de ne yapıyorsun ki?’, ‘bu tabi ki senin görevin, sen yapacaksın’ gibi cümleler çiftlerin duygusal dayanıklılıklarına zarar verebilir, aralarındaki güvenin zedelenmesine neden olur. Ayrıca birinin emeğinin diğeri tarafından görülmemesi de kişiyi derinden etkiler.

Duygusal Dayanıklılığı Artırmak İçin Neler Yapılabilir?

Açık ve net iletişim: Kişinin hissettiklerini ve ihtiyaç duyduğu şeyleri açıkça ifade etmeyi öğrenmesi önemlidir. Kendini ifade ederken suçlayıcı bir dil kullanmak değil ‘ben dilini’ kullanması karşı tarafla çatışmaya girmeksizin kendini açabilmesine yardım eder.   

Problemleri biriktirmemek: Sorunlar olduğunda konuşmak, her defasında ileriye bırakmamak, küçük küçük parçalar halinde çözmek için çabalamak önemlidir. Çünkü tıpkı buz dağının görünmeyen kısmı gibi biriken sorunlar kişinin sabrını zorlar, kişiyi daha kırılgan hale getirir, tükenmişlik yaşamasına neden olabilir.

Gerçekçi Beklentiler: Karşımızdakinden bir talepte bulunurken onun yapabileceklerini ve sınırlılıklarını fark etmek ve onu değiştirmeye çalışmamak hayal kırıklıklarını azaltır. Ekonomik, duygusal ya da sosyal alanlarda hiç fark etmez gerçekçi taleplerde bulunmak iletişimimizi ve duygusal dayanıklılığımızı kuvvetlendirir.

Sosyal Destek Ağlarını Güçlendirmek: Zor kişilerle zor ilişkilerin içinde yer almak kişiyi yalnızlığa itebilir. Kişinin kendini güvende hissettiği dostluklar kurması, dış dünya ile sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirmesi ve gerekiyorsa profesyonel destek alması duygusal dayanıklılığını destekler.

Fizyolojik İyilik Hali: Düzenli uyku, dengeli beslenme, hareket etme, doğada vakit geçirme gibi günlük yaşam alışkanlıkları duygu durumumuzu doğrudan etkiler. Duygusal dayanıklılık, fiziksel dayanıklılık ile de yakından ilişkilidir.

Yalnız Kalma Becerisi ve Sosyal Olma Arasında Denge: Sürekli sosyal olmak ile tamamen yalnız yaşamak hayat akışı içerisinde iki uç noktadır. Zaman zaman diğerleriyle sağlıklı sosyal ilişkiler kurarken zaman zaman kişinin kendi iç sesini duyabilecek şekilde yalnız kalması ve kendisiyle bağ kurması oldukça önemlidir.

Öz Şefkat Geliştirmek: Başkalarına göstermiş olduğu esnekliği, onlara karşı anlayışlı olmayı, onların hatalarını kabul etmeyi ve yanlışlarını görmezden gelmeyi kendine karşı da yapabilmek, kendini yargılamamak ve destekleyici bir iç ses geliştirmek duygusal dayanıklılığı güçlendirir. Kendine ‘bu da geçer’ diyebilmek ve umudunu her daim canlı tutmak önemlidir.

Bu Yazıyı Paylaşın:
Nasıl Yardımcı Olabilirim?