Toplumsal Rollerimiz ve Biz

Rol, kişinin sosyal hayatında benimsemiş olduğu çeşitli davranışlar, özellikler gibi anlamlara gelir. Örneğin bir çekirdek ailede anne, baba ve çocuk olmak bir roldür ya da sosyal ilişkilerimiz anlamında arkadaş, iş ortamı için çalışan, patron olmak gibi kavramlar aslında hep sahip olduğumuz toplumsal rollerle ilgilidir. Bu roller kişinin görevlerini, sorumluluklarını, bulunduğu konumunu daha belirgin hale getirir.

Kişi sosyal ortamda birden fazla role sahiptir. Aynı zamanda anne, eş, çocuk, komşu, arkadaş, çalışan vb. olduğu için sorumluluk alanları da çeşitlenir. Sahip olduğu rolün sorumluluklarını yerine getiren kişi bazen bu rollerin birbirine fazlasıyla girmesinden dolayı rol çatışması yaşayabilir. Hatta öyle ki bu koşuşturmanın içinde hiçbir şeye tam anlamıyla yetişemeyip ‘Ben neredeyim? Ne yapıyorum?’ sorularıyla yüzleşebilir.

Toplumsal Rollerin Kaynağı Nedir?

Toplumsal rolleri bize içinde yaşadığımız toplumun sosyokültürel yapısı ve değerleri verir. Bu rollerin davranış örüntüleri genellikle aile, okul, arkadaş ortamı, iş ortamı gibi farklı sosyal kurumlar aracılığı ile öğrenir. Kişi de zamanla hatta çoğunlukla farkında bile olmadan bu davranışları içselleştirir.

Aile: İlk toplumsal rolümüzü genelde aile içinde öğreniriz. Bir bireyin ‘Nasıl evlat olacağını’ bireye ailede öğretilir. Aileden öğrendiği davranışlar, sorumluluklar, değerler çocuğun diğer toplumsal rollerini de şekillendirmesine yardımcı olur.

Sosyokültürel Yapı ve Gelenekler: Toplumun örf ve adetleri, değerleri, kişinin o toplum içinde hangi davranışları yapıp yapmamasını belirleyici etkiye sahiptir. Örneğin ataerkil bir toplumda babanın hangi sorumluluklara sahip olduğu olabildiğince net sınırlarla tanımlanmıştır ve kişi baba olmayı bu kriterlere uymak şeklinde algılayacaktır.

Dijital Dünya ve Toplumsal Algılar: Daha yakın tarih olarak konuşabileceğimiz dijital dünya da kişilerin gündelik hayat akışını etkileyici bir role sahiptir. ‘Hangi davranışları yerine getirmek daha uygun kabul edilir?’ sorusunu sosyal medya da etkilemeye başlamıştır.

Toplumsal Roller ve Hayatı ‘Mış Gibi’ Yaşamak

Toplumsal roller gereği bizden beklenen davranışları yaparken kendi değerlerimizle uyumlu olmayan davranışlar arasında bir çatışma doğduğunda zaman zaman toplumsal beklentileri karşılamak için mış gibi yaptığımız olur. Böyle durumlarda gerçek hislerimizi gizleriz.

Düzen bozulmasın, problem çıkmasın derken kendimize hiç de uymayan davranışlar sergilediğimiz olur. Örneğin iyi bir ebeveyn olmak için kendi isteklerimizi görmezden gelerek fedakârlık yapmayı tercih edebiliriz. Aslında bu durum tam bir tercih değildir. Toplumsal baskının üzerimizde yarattığı zorunluk hissidir. Çünkü sosyal yapı, ‘anneler fedakâr olur’ der.

İyi şeyler yaparken başlangıçta mış gibi (yapıyormuş gibi) yapmak motive ediciyken hayatın akışında sürekli mış gibi yaşamak kişiyi kendine yabancılaştırır, içsel huzursuzluğunu artırır ve depresyona sürükleyebilir.

Toplumsal Rollerden Kurtulmak Nasıl Mümkün Olur?

Ortak kültüre sahip insanlarla beraber yaşamanın, ortak dertlere ve sevinçlere sahip olmanın kişiyi toplumsal olarak yalnız hissetmemesine katkısı şüphesiz ki çok kıymetlidir. Son derece pozitif olan bu durum, dayatılmış sosyal roller ve sorumluluklar haline geldiğinde kişi için problemli olabilir. Tüm toplumsal rollerimizden sıyrılmaktan öte toplumsal olarak ‘Bizden beklenenler ile kendi isteklerimiz arasındaki dengeyi nasıl sağlayabiliriz?’ sorusuna vereceğimiz cevap toplumsal ve kişisel huzuru ve dengeyi getirecektir.

Toplumsal roller bazen bir süre sonra kişiyi kendi içinde açmaza sürükleyebilir. Kişi sürekli kendine biçilmiş olan rolün sorumluluklarını yerine getirirken içsel huzursuzluk yaşamaya başlayabilir. İlerleyen yaşlarda ‘Ben bu hayatın neresindeyim?’ diye düşünebilir. Bu sıkıntılı içsel huzursuzluktan kurtulmanın yolu kendini tanımak, sınır koymak, toplumun beklentileri ile kendi değerleri arasındaki ilişkiyi dengeleyebilme becerisini geliştirmekle mümkündür.

Kendini Tanıma: Kişinin kendine özgü değerlerini, isteklerini fark etmesi; bunların toplumsal değerlerle arasındaki ilişkiyi gözlemleyebilmesi önemlidir. Yerine getirdiğin sorumluluklar kendi isteğiyle mi yoksa toplumun ona dayattığı etmenlerle mi ilişkili, sorgulamasını yaparak bir öz farkındalık kazanabilir.

Sınır Koyma Becerisini Geliştirmek: Kişinin toplumsal roller gereği kendisine dayatılan sorumlulukların hepsini karşılayamayacağını fark etmesi ve bunları kabul etmesi önemli bir başlangıçtır. Birey böyle bir durumda nelere ‘Hayır’ demesi gerektiğini öğrenerek diğerleri ile ilişkisinde doğru sınırlara ulaşabilir. İstemiyorsa her pazar kayınvalidesine gitmemek gibi.

Mükemmeliyetçilikten Vazgeçmek: Kişi her şeyi en iyi haliyle yapmak için kendini paralamayı bırakmalı, gücünün ve sorumluluk alanının farkına varmalı, kendine şefkatli olmalı ve işler düşündüğü gibi gitmediğinde tüm suçlunun sadece kendisi olduğunu düşünmemelidir.

Denge Kurmayı Öğrenmek: Sahip olduğu rolleri, bunların sorumluluklarını, kendi gücünün sınırlarını ve zamanını nasıl kullandığını ayrıntılı bir şekilde düşünerek roller arasındaki denge kurmayı öğrenmelidir. Hangi işleri yapmak, hangilerini bırakmak ya da ertelemek gerektiği konusunda bir değerlendirme yapabilir. Tüm bunları yaparken kendi değerlerini ve isteklerine de mutlaka göz önüne almalıdır.

Toplumun Beklentilerini de Göz Önüne Almak: Sorumluluklarını yerine getirirken hangi amaçla yaptığını fark etmesi önemlidir. Kişi kendini topluma karşı da sürekli kanıtlamak zorunda olmadığını fark ettiğinde kendisi için daha huzurlu bir yaşam kurabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın:
Nasıl Yardımcı Olabilirim?