Eşi işten gelmiş, sessizce kanepeye oturmuş, telefonu ile ilgileniyordu. İçinden ‘kesin benden sıkıldı, konuşmuyor, benimle vakit geçirmek istemiyor. Belki de dışarda biri var, uzun zamandır benimle de ilgilenmiyor, belki de artık onu yeterince mutlu edemiyorum.’ Diye geçiriyordu. Oysaki eşi son günlerde işinde çok yoruluyor, o gün de patronuyla biraz tartışmıştı. Eve geldiğinde zihnen ve bedenen kendini tükenmiş hissediyordu. Sadece tek istediği biraz kendi haline kalıp, sessizce dinlenmekti. Çok sevdiği eşini ya da çocuklarını ihmal etmek gibi bir düşüncesi asla olmazdı. 

Zihnimizden Geçen Düşünceler ve Hissettirdikleri

Düşünceler zihnimizin önem bir parçasıdır. Zihnimizden geçen cümleleri biliriz, ama çoğunlukla onlarla ne yapacağımızı bilmeyiz. Zihnimizden geçen şeylerin bizi rahatsız ettiğini, bunların nedenlerini bilmeyi isteriz ama daha önemli olan şey bu zihnimizden geçen şeylerle ne yapacağımızdır. Yani problemin adını koymak, nedenini kavramak çoğunlukla yeterli gelmez. Çünkü yeterince fonksiyonel değildir.  Zihnimizden geçen problemle işe yarar bir eylem planına ihtiyacımız vardır.

Bir an zihnimizden sayısız ve hızlıca geçen düşünceleri fark etmeye başlarsak çoğunlukla bu düşüncelerin geçmiş zamandan kalma ya da gelecekte gerçekleşme olasılığı olanlarla ilgili olduğun fark ederiz. Yani zihnimizde içinde bulunduğumuz anı yaşama, anlama, anlamlandırmadan öte, geçmişin pişmanlıkları ile geleceğin kaygıları arasında gelip giden düşünceler seyreder.

Uçuşan Zihin

Çoğunlukla istemsiz bir şekilde zihnin, şu anki deneyimden uzaklaşarak geçmiş, gelecek veya kurgusal senaryolar üzerinde dolaşmasıdır. Böyle bir durumda kişinin dikkati dağılır, bulunduğu ana odaklanamaz, hayal kurabilir, endişelenebilir, zihni bir konudan başkasına atlar, örneğin yemek pişirir ama tencereye koyduklarının farkında değildir.  

Aşırı Düşünme (Overthinking)

Uçuşan zihin bazen de tek bir konuda adeta saplanır kalır. Genellikle kaygı, pişmanlık, suçluluk ya da korkuyla beslenerek gündelik yaşamda ya da karar verme aşamasındaki süreçlerde zihinsel bir döngü haline gireriz. Ruminasyon dediğimiz geçmişte yaşanmış bir olayı tekrar tekrar zihnimizde canlandırır ya da çoğunlukla hiç gerçekleşmeyecek olayların kurgusuyla kaygılanırız.  

Zihnimize çok fazla düşünce geldiğinde günlük hayat akışımız bozulur, uyku problemleri yaşayabilir, kararsızlık, yorgunluk ya da tükenmişlik hissedebiliriz. Bazen de unutmak istediklerimizi unutamadığımız durumlar olur. Zihnimizi boşaltmak isteyebiliriz. Ancak unutmaya çalışırken kendimizi daha çok düşünürken buluruz. En fonksiyonel yaklaşım unutmaya çabalamak değil, bizi rahatsız eden düşünceye farklı bir bakış açı ve yeni bir yaklaşım getirmektir.  

Düşünceler, Hikayeler ve Dahası…

Düşüncelerin içerisinde kaybolup düşüncelerden hikayelere gittiğimiz olur çoğunlukla. Her yeni düşünce kendi içerisinde kaldığında yeni bakış açıları katabilirken, hikayelere kaymaya başlarsa bir süre sonra yeni örüntüler ekleyerek kendimizi bir kısır döngüde bulabiliriz. Yani düşünce ile hikayeyi ayırt edemez bir hale gelebiliriz.

Girişteki hikâyeyi hatırlayalım: işten gelmiş yorulmuş ve zor bir gün geçirmiş bir eş bir durum tespitiyken, ‘benimle ilgilenmiyor, benden sıkıldı, artık mutlu edemiyorum’ cümleleri olumsuz bakış açısıyla yazılmış bir hikâye örneğiydi. Zihnimiz benzerlerini ne sık yazıyor değil mi?

Olumsuz düşünceleri olumlulara göre daha yoğun fark ederiz ve daha sık aklımıza düşer. Ancak olumsuz düşünceler arttıkça kaygımızın daha çok arttığını fark edemeyiz. Yine geçmişle ilgili keşkeleri, pişmanlıkları ve yakın zamandaki kendimizin de içinde olduğu olumsuz diyalogdaki karşılıklı cümleleri hatırlarız. Gelecekle ilgili ‘ya şöyle olursa ya böyle olursa gibi’ olumsuz cümleler zihnimizden geçer. Tüm bu olumsuz düşünceler beraberinde olumsuz duyguları da getirir. Korkular, kaygılar, üzüntüler artmaya başlar. Bir düşünceyle başlayan süreç sonunu fark edemediğimiz bir hikayeler zinciriyle bizi mutsuz sona ulaştırır.

Farklı Olması İçin…

Düşüncelerimiz, davranışlarımızın ve duygularımızın başlangıcı olabilir. ‘Eşim benden sıkıldı, mesafe koyayım, çünkü çok mutsuzum’ kötü sonlu bir hikâyeyi başlatırken, ‘Eşim bugün neden sessiz, biraz dinlenince sorayım, aslında hiç böyle yapmazdı’ demek birlikte mutlu sona götürür.

Kimi zaman duygularımızın da düşüncelerimizin de tıpkı mevsimler gibi gelip geçici olduğunu unuturuz. Bazen bu geçiciliğin farkına varmak ‘Bu da geçer ya hu’ diyebilmek bile bize kendimizi iyi hissettirir.

Soruları değiştirmek de işe yarayabilir. Bazen her problemin ‘Neden?’ sorusu ile çözüleceğini düşünürüz. Kimi zaman sürekli ‘neden’ sorusu bizi bilinmezin, belirsizliğin, karmaşanın ortasına, derin bir çukuruna çeker. En kötü sona bile razı olduğumuz haliyle her şeyi bilmek isteriz. Oysaki soruları değiştirmek, yeni çıkış yolları sunar. Belki de ‘Neden?’ kendini zaman zaman ‘Nasıl?’ a bırakmalıdır.

Düşüncelerle dost olmayı öğrenmeliyiz. Olumsuz da olsa zihnimize gelen düşünceleri misafir edebilmeliyiz. Olumsuz düşünceyi görmezden gelmek, yok saymak, dönüştürmeye çalışmak yerine bu olumsuz düşüncelerle dost olmayı öğrenmeliyiz. Samimi, nazik, anlayışlı, eğlenceli, arkamızı kollayan, kendimizi iyi hissetmemize yardım eden iyi bir dinleyici gibi zihnimizle de dost olmalıyız. Zihnimizi gözlemlemeyi öğrenmek, zihnimiz olumsuz düşünceleri önümüze getirdiğinde bizi bir şeyden korumak için getirdiğini düşünmek ama bazen yanlış alarm olabileceğini aklımızdan çıkarmadan ‘Bu da geçer’ diyebileceğimiz bir esneklikle devam edebilmeliyiz.

Bu Yazıyı Paylaşın:
Nasıl Yardımcı Olabilirim?